Pages

2011-12-02

Aşağıköy

-Aydal’a-
Çocuklar, Hansel ve Gretel’in hikayesinden haberdar olduklarından olsa gerek, yolun iki yakasında dizili, kalın gövdeli, uzun çamların bir tünel oluşturur gibi birleşmiş kollarının altından aşağıköye giderken el ele tutuşurlardı. Eve dönerken de aynısı olurdu. Sağa sola sapmadan, karşılaşılan bir arkadaşla oyalanmadan, belki arada bir şarkı söyleyerek yapılan bu yolculuk bir yetişkin için evden çıkıp yine eve varana kadar yarım saat sürmezdi. İki çocuk içinse aynı yolculuk rahatlıkla bir saati aşan bir macera olurdu. Her gün okuldan eve dönüp vakit kaybetmeden yerine getirilen bir görevdi belki. İnişte ellerinde yük olmazdı, çıkışta ise öğle ikindiye dönerken pişmiş taze ekmek, naylon torbaya yapışmasın diye günün gazetesi ise korunur halde, tek yükleriydi. Ufaklığın dönüş yolunda yoruldum ile başlayıp, kısa zamanda yürümeyeceğim ben halini alan ayak diremeleri, küçük ayakkabıların toprağı döven topuğu, çişim geldiler, biraz itişme, sıcak ekmeğin koparılan başı, çikolatadan rüşvet ve eve varış. Eve akşama doğru gelecek anne ve babayı beklerken geçecek süreyi dolduran, oldukça işlevsel bir ritüeldi bu.
Aslında ortada köy falan yoktu. Köyden büyük, ilçeden küçük olan ne ise, kasaba veya belde demek gerekir, o vardı. Kasabanın merkezi aşağıdaydı, yukarıdaki dağa göre. Dağ arkadaydı, öndeki kasabaya göre. Aşağı aşağıdaydı, inerken yorulmak zordu, yukarı ise kimi zaman çok yukarıdaydı, oraya varmaya çalışırken yorulmak çok kolaydı.
Yukarıda, ama dağa varmadan, Öğretmen Lisesi vardı. Eğitim binası, geniş bir spor sahası, yemekhanesi, yatakhaneleri, ahırları, mandırası, kendine ait tarım alanları ve öğretmenlerin lojmanları ile. Öğretmen Lisesi öyle olmadan önce Köy Enstitüsü idi. Öğretmen yetiştiren bir yerdi ve öğretmen yetiştiren öğretmenleri yetiştiren. Öğretmen Lisesi olduktan sonra da pek çok öğretmen yetiştirdi. Enstitünün o eski ruhu kasabanın üzerinde asılı kalmıştı sanki. Çocukların devam ettiği ilkokul bile bundan payını almıştı.
Masalda da öyle miydi, değilse bile önemli değil, büyük çocuk erkekti, küçük ise kız. Kız belirgin biçimde dünyaya dönük, coşkulu, gözlerinde kıvılcımlar çakan bir çocuktu. Oğlan için aynısı söylenemezdi. Akmaz kokmaz garip bir çocuktu. Okuma yazma bilen bir ev hayvanı demek de mümkündü oğlan için. Kendini güvende hissettiği bir çemberin içinde oyunlarını oynar, vurdulu kırdılı erkek çocuğu oyunlarından sakınırdı kendini. Arkadaşları vardı, güvenli bir çember oluşturan güvenli arkadaşlar. Vurdusuz, kırdısız. Kızın hayat ışığının yanında, oğlanınki cılız bir yansımadan öteye geçemezdi. Bu, oğlanın hayatında her zaman bir esrar olarak kaldı.

2011-10-25

Pembe Gri

Pembe Gri. Yola çıkmaya hazırlanan bir hikâye. Burayı gerçekten terk eder mi, sonunda yeniden buraya döner mi, kim bilir? Ben bilmezken. Hikayelerin bavulları var mıdır?
Çok yakında bu sayfada..