İşten
çıkar ayak haritayı şaşırıp Gar'da buldum kendimi. Dedem ve büyükbabam
buluşmuşlar, demleniyorlarmış. Buyur ettiler sofraya, demleniyoruz, pek ala.
Bütün mutluluğumun ve dertlerimin kaynağı iki ihtiyarla. Biraz rakıda ne mucize
var: her yudumda tabiatları değiş tokuş oluyor. Sert yumuşak oluyor, yumuşak sert.
Ama iyi hep iyi kalıyor, doğru hep doğru.
Dedelerimin
insanları ne düşünürdü acaba? Hiç-bir-şey göründüğü gibi değil. Değillerin
bazısı hiç-bir-şey gibi ama.
Dedem
soruyor, işler nasıl diye. Sorduğu o değil, eski adam. Böyle soruyor, mutlu
musun demek yok lugatinde. Pek mutluyum, daha az mutlu olsam hayatımda azıcık
değişiklik için bir itici güç olurdu belki. Huzur. O ayrı konu. Huzurlu
sayılırım. Yudum yudum huzur doluyor içime. Bu çalıntı oldu, bin özür, Ustanın
lafıydı bu. Aramadım nicedir.
Ağırlık
mı olmak zor, terazi olmak mı? Mustafa, Mustafa'ya soruyor, Mustafa gülümsüyor.
Kim kimdir hakikaten?