Pages

2015-04-07

Ayakkabı

Sararmış-1
Kapının önünde sessizce bekleyen ayakkabıları aldı. Evinden ayrılan bir konuğun ayakkabılarını sunarken yaptığı gibi işaret ve orta parmaklarını ayakkabıların sırt kısmına destek yaparak ve diğer parmaklarını mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışarak. İçinden şükretti.
Zengin bir duruşu yoktu ayakkabıların, hatta oldukça uzun süredir kullanılmaktan dolayı oluşmuş derin ama boya ve cilayla zamana direnmiş derin çizgiler vardı derinin üzerinde. Belli ki, uzunca bir süre taşlı, taşsız, asfalt, kaldırım, merdiven basamağı görmüşlerdi. Benzerleri olan diğer ayakkabı çiftleri gibi. En azından bir kez tamirci gördükleri belliydi. Çünkü dikişlerin düzgün çizgisi yer yer bozuluyor ve tren raylarının makaslardaki buluşmalarını anımsatan çift çizgiler göze çarpıyordu.
Aziz, ayakkabıları aldığı kapıdan yavaş adımlarla uzaklaştı. Sadece mekandan uzaklaşma değildi yaşadığı, ayakkabıları aldığı andan ve kapının ardından gelen dua ve ağlaşma seslerinden de uzaklaşıyordu. Sokağın köşesini döndüğünde içini bir rahatlama aldı. Neden utanmıştı bu kadar. Her neyseydi. Ayağındakileri çıkardı ve ayakkabıları giydi. Boldular biraz ama olsundu, bir parça kağıt ve tabana yayılacak bir parça keçe yeter de artardı bile. Kaldırımın üzerinde duran ve şimdi yerlerini alan siyah ayakkabıları kıskançlıkla izleyen sünger terlikler uzaklaşan Aziz'i süzerlerken Aziz geri döndü. Unutmuştu onları. Parmaklarını sakınmadan yerden aldı terlikleri ve kaldırımın kenarındaki duvarın üzerine bıraktı. Terlikler birisinin "Duvarın üstünde sessizce bekleyen terlikleri aldı.." diye yazmasını beklemeye koyuldular.
Ayakkabıların önünden alındığı evden, o evi tanımlayan zamandan, evden gelen ağlaşmalardan uzaklaşan sadece Aziz değildi. Biri daha uzaklaşmaya çalışıyordu, belki Aziz'den daha hızlı, Aziz'i geride bırakarak. Her sabah o evden bir şimşek hızıyla çıkan ve akşamları yorgun ve bitkin bir biçimde, sanki istemeyerek evin kapısından içeri giren İbrahim Bey'den başkası değildi bu. İbrahim Bey hızlı adımlarla sokağı geçiyor, çevredeki bakışları her zaman yaptığı gibi başını hafifçe öne eğerek karşılıyor ve selamların hiçbirinin havada kalmaması için özen gösteriyordu. İbrahim Bey iki sokak ötedeki kahvehanenin önüne geldiğinde durdu. İçeriden çıkan iki kişiyi selamladı ve açtıkları kapıdan sessizce içeri süzüldü. Ali, bana bir çay getir evladım. Ali başını bile çevirmedi İbrahim Bey'e doğru. Dalgınlaştı bu çocuk da son günlerde iyice, neyse bir daha söyleye.. diyecekti ki içinden, içeri o sırada giren adamla arkadaşlarının konuşmalarına kapıldı. Ner'den aldın ayakkabıları Aziz. İki sokak aşağıda bir adamcağız, Allah rahmet eylesin. Tokyolardan kurtulduk sonunda. İbrahim Bey muhabbete konu olan ayakkabılara şöyle bir baktı. Kendisini son üç yıldır mekanlar ve zamanlar arasında taşıyan ayakkabılardan başkası değildi. Çay içmesem de olur diye düşündü ve kendi kendine güldü Her gün içtiği acı kahvenin ağzında bıraktığı tattaydı gülüşü. Ama kahve kadar hatırı yoktu artık dudakların bu ufak kasılma hareketinin.
Kahvehaneden çıktı. Ayakkabıları Aziz'in ayaklarında, Aziz'in ittiği el arabasının peşinde asfaltı adımlıyorlardı. Bu duruma ilgisizdi asfalt, en az terlikler kadar.
İki bin, Bilkent.